Pages

28 Aralık 2012 Cuma

Aykut Kocaman Fenerbahçe’ye ihanet etmekten vazgeçmiyor


Ah Aykut Hoca ah!
Sen var ya sen tam bir vatan hainisin.
Eh! Yabana atma… Sarı Lacivert sevgisi olanlar için takımına ihanet en az vatana ihanet kadar ağırdır.

***

 “Gidiyorum, istifa ettim” deyip çark edip geri geliyorsun.
Hiç öyle şey olur mu?
Ah Aykut Hoca ah… Yatacak yerin yok senin.
3 yılda perişan ettin şu güzelim kulübü.
İlk yılını ele alalım. Madem şampiyon yapacaktın kulübü 8 puan geriye neden düştün. Kalbimize iniyordu. Trabzon’u da yıllar sonra havaya soktun.
Ataydın baştan farkı, 3 Temmuz’da olmazdı.
Camiamız cemaate gelin edilmeye kalkılmazdı.

***

Ah Aykut Hoca ah!
28 yıl sonra kupayı neden aldın?
Şimdi Türkiye Kupası’na takımlar nasıl motive olacak?
Ayıp değil mi kardeşim. Hem de Bursa gibi bir takımı finalde eze eze 4-0 yeniyorsun.
Yakıştı mı kardeşim.
Ne olacak bu kupanın hali?

***

Ah Aykut Hoca ah!
Sen tut Avrupa Ligi’ni kasıp kavur.
Aldığın 5 galibiyeti bilmeyiz. Önemli değil o, sen Marsilya’ya İstanbul’da nasıl verdin o puanı?
Onun hesabını ver kardeşim…
Hele sen takımı Avrupa’da şampiyon yapma biz sana o zaman sorarız

***

Biz anlamayız şike davasıymış, futbolcular gitmişmiş, kamuoyu baskısıymış.
Sen o yarım puanla nasıl kaybettin şampiyonluğu geçen sene…
Onun hesabını ver bakalım.
Az bile yaptı sana tribünde “istifa” diye bağıranlar.
Gerçi onlar aynı duyarlılığı şike davasında göstermemişlerdi. Seyretmişlerdi biz sokaklarda yürürken. Ama olsun bir bildikleri var demek ki sana bağırıyorlar “İstifa et” diye…

***

Ah Aykut Hoca!
Ne dönek adamsın…
Yani başkan, futbolcular, aklı başında taraftarlar “dön” diye baskı yaptığı için geri dönüyorsun.
Olur mu kardeşim!..
Önce seni ve sonra Aziz Yıldırım’ı yemek isteyenlere, Fenerbahçemizidavayla olmadı manüplasyonlarla ele geçirelimdiyenlere engel oluyorsun.

***

Ah Aykut Hoca ah!
Boyun posun devrilsin emi!
Şu kulübe ihanetten vazgeçmiyorsun.




17 Aralık 2012 Pazartesi

Yakışmadı Raul..!

Geldiği günden beri oynadığı futbolla, Fenerbahçeli taraftarların gönlünde taht kuran Raul Meireles`in kırmızı kart sonrası yaptıkları, ne kendisine ne de temsil ettiği Fenerbahçe camiasına yakışmadı.

Kötü oynadığı dakikalar da sinirlerine hakim olamayan Raul Meireles anlaşılan bir süre takım arkadaşlarını yalnız bırakacak.


16 Aralık 2012 Pazar

Kuşandık Sarı Laciyi.




"Kuşandık Sarı Laciyi
Saraçoğlu yokuşlarında
Siyah Çoraplılardan doğan bu sevda 
büyüyor omuzlarımızda..."

***

Sabah uyandığımdan beri dilimden düşmüyor, marşımız...
Deplasman hakkımız gasp edildiği için tribün yerine avaz avaz evde söylemek zorunda kalıyorum.
Ne zaman bu hale geldi futbol keyfimiz.

Bir ara gözlerimi kapatıp hatırladığım ilk derbiyi düşünüyorum. Bir çoğunuz inanmayacaksınız ama hatırladığım ilk derbi 1988-1989 Türkiye Kupası maçı; hani 3 avans verdikten sonra 4 atıp yendiğimiz maç.
O günü her düşünüşümde tekrar mutlu oluyorum; o anları tekrar yaşıyorum.
Benim bu denli Fenerbahçe'ye bağlı olmamda  büyük emekleri olan insanlardan birisi amcam Adem Turgut'tur. O gün amcam maçı evde arkadaşı Arif abi ile beraber izliyor, ben de onların yanındayım. Daha doğrusu onlar izliyor, ben elimdeki su tabancasıyla ortalıkta koşturuyordum.
Galatasaray gol atıyor Arif  abiye kanepe yetmiyordu sevinç naraları atarken nereye oturacağını şaşırmıştı. Neredeyse herkesin Fenerbahçeli olduğu bir evde yani deplasmandaydı; ona rağmen keyfine değecek yoktu; Tabi o dakikalarda.

Ben her Galatasaray golünden sonra koşarak amcama:
-Amcaaa biz bunları yeneriz di mi? diye sorarken amcam hem beni kırmamak hem de Fenerbahçesine sahip çıkmak için gür bir sesle :
-Yeneriz adamım, diyordu..
Biz bu şekilde konuşurken -skor üstünlüğünün verdiği sevinç ve pişkinlikle- Arif abi arkadan "Hı hıı! Yenersiniz koçum, üzülme sen" diye benimle dalga geçiyordu.
Beş yaşındaki çocukla dalga mı geçilir, Arif abi...
İntikamı korkunç olur...
İkinci yarı başlarken koşup amcama tekrardan "Amca biz bunlara 4 gol atar, yeneriz di mi" diye sorduğumu bugün gibi hatırlıyorum.
İkinci yarı yağmur gibi Galatasaray kalesine golleri yollarken Fenerbahçe, evin içinde Arif abi resmen oturduğu kanepe de kaybolmuştu; ezilmişti, yoktu.
Zaten daha sonra öğrendim, İzmit'ten ayrılıp Kars'a yerleşmişti. "İş için" dediler ama ben hep o günün utancına yordum :))

Daha sonra sokakta futbol oynadığımız dönemler geliyor gözümün önüne.
Mahalle maçı yapardık Fenerbahçeliler ve Galatasaraylılar..
Oğuz, Aykut, Rıdvan, Semih, Müjdat, İsmail, Schumi olurduk, üzerimizdeki triko formalarla.
Yalındı o zaman bizim için derbiler, kolasına maç yapar ama kolaları ortak parayla alırdık senin benim demeden.

Yalındı bizim sevdamız ilk önce dosttuk, arkadaştık ondan sonra Fenerbahçeliydik.
Derbi maçlarından önce mahallenin ortasında buluşur, ilk önce biz yapardık, derbi maçını.
Maçtan sonra iddiaya girer, kol kola evlerimize dönerdik.
Ertesi gün kim galip geldiyse değmeyin keyfine...
Kazananlar, dalga geçmenin dibine vurarak arkadaşını kızdırırdı.

Güzel günlerdi.
Şimdi!..
Şimdi  durum farklı 3 Temmuz sürecinden sonra yaşanılanlar bu yalınlığı ortadan kaldırdı.
Artık maçlardan önce arkadaşlarımızla görüşüp futbol maçları oynamıyor, çocuklar... Aynı evde en zor derbiyi yan yana izleyemiyor, farklı takımların taraftarları.
Maçlardan sonra arayıp birbirimizi kızdırmıyoruz.
En önemlisi biz artık futbol konuşmuyoruz.
Çünkü birileri futbolu kendi çıkarlarına alet etmek istedi. Ve bunun için sevdamız Fenerbahçe'yi kurban etmeye kalktılar.
Elbette izin vermedik. O çirkin emeller kulübümüzün üzerinden gidene kadar artık biz Fenerbahçeli değiliz; Fenerbahçeyiz!
O yüzden deplasman hakkımız gasp edilse de söylemeye devam:
"Kuşandık Sarı Laciyi.."

13 Aralık 2012 Perşembe

Dünden bu güne Euroleague


Avrupa Kupası / Turkish Airlines Euroleague 1958 yılında kurulan lig ilk senelerinde Avrupa'da liglerini şampiyon bitiren takımların oynadığı ve klasik bir eleme sistemiyle oynanan bir turnuva iken 1990'ların başından itibaren sadece şampiyonların değil diğer önemli takımları da içeren ve içinde lig mücadelesi de içeren bir kupa görünümüne ulaştı.
Euroleague ismi ise 2000 yılında ULEB (Union of European Leagues of Basketball) tarafından öne sürüldü. 2000/2001 sezonunda ULEB'e üye takımlar FIBA'nın organize ettiği turnuvadan ayrılarak kendi liglerini kurdular. FIBA ise Suproleague adıyla devam etti. Türkiye'nin de dahil olduğu ülkeler FIBA'nın organizasyonunda kaldı.
Avrupa'nın en büyük kulüplerinden olan Türkiyeİtalya ve Yunanistan takımlarının ayrılması önemli bir bölünme oluşturdu ve Avrupa'da iki tane büyük kupa oluştu.
2001 yılında iki organizasyon Euroleague adı altında tekrar birleşti.

                           Kupanın ilk sahibi 1958 yılında Sovyetler Birliği takımı olan ASK Riga oluyor. 



Turkish Airlines Euroleague şu anda dört aşamada oynanmaktadır.
İlk aşamada 24 takım katılır. Bu takımlar 6'lı olarak 4 gruba ayrılır. Her takım grubundaki diğer takımlarla kendi sahalarında ve deplasmanda olmak üzere ikişer maç yapar. Normal grup maçları sonunda gruplarında ilk 4 sırayı alan takımlar üst gruplara çıkar. İkinci aşamada kalan 16 takım yeni oluşturulan 4'erli 4 grupta yer alır ve diğer takımlarla yine 2 maç oynar. Maçlar sonunda gruplarında ilk iki sırayı alan takımlar gruptan çıkar.
Çeyrek finale çıkacak takımlar belli olduktan sonra kalan 8 takım dörtlü final için mücadele eder.Bu aşamada kupa lig maçlarından eleme usülünde maçlara geçer ve rakiplerini eleyen takımlar dörtlü final oynamaya hak kazanır. Çeyrek final mücadelesinde 5 maç üzerinden 3 maç kazanan rakibini eler. İlk 2 maç A takımının sahasında, 3. ve 4. maçlar B takımının sahasında, 5.maç ise tekrar A takımının sahasında oynanır.
Son aşama olan dörtlü final ise önceden belirlenen bir şehirde bu finale kalan 4 takım arasında oynanır. Dörtlü final maçları tek maçlık eleme sistemine göre oynanır. Yarı finalde elenen takımlar üçüncülük maçına, kazanan takımlar ise son gün finale çıkar.

Şampiyonlar
(1958'den itibaren Turkish Airlines Euroleague öncesi Avrupa Kupası dahil)
  • 1958 ASK Riga (SSCB)1959 ASK Riga (SSCB)
  • 1960 ASK Riga (SSCB)
  • 1961 CSKA Moscow (SSCB)
  • 1962 Tiflis (SSCB)
  • 1963 CSKA Moscow (SSCB)
  • 1964 Real Madrid (İspanya)
  • 1965 Real Madrid (İspanya)
  • 1966 Olimpia Milano (İtalya)
  • 1967 Real Madrid (İspanya)
  • 1968 Real Madrid (İspanya)
  • 1969 CSKA Moscow (SSCB)
  • 1970 Ignis Varese (İtalya)
  • 1971 CSKA Moscow (SSCB)
  • 1972 Ignis Varese (İtalya)
  • 1973 Ignis Varese (İtalya)
  • 1974 Real Madrid (İspanya)
  • 1975 Ignis Varese (İtalya)
  • 1976 Mobilgirgi Varese (İtalya)
  • 1977 Maccabi Tel-Aviv (İsrail)
  • 1978 Real Madrid (İspanya)
  • 1979 Bosna Sarajevo (Yugoslavya)
  • 1980 Real Madrid (İspanya)
  • 1981 Maccabi Tel-Aviv (İsrail)
  • 1982 Squibb Cantù (İtalya)
  • 1983 Ford Cantù (İtalya)
  • 1984 Banco di Roma (İtalya)
  • 1985 Cibona Zagreb (Yugoslavya)
  • 1986 Cibona Zagreb (Yugoslavya)
  • 1987 Olimpia Milano (İtalya)
  • 1988 Olimpia Milano (İtalya)
  • 1989 Jugoplastika Split (Yugoslavya)
  • 1990 Jugoplastika Split (Yugoslavya)
  • 1991 Pop 84 Split (Yugoslavya)
  • 1992 Partizan Belgrad (Yugoslavya)
  • 1993 CSP Limoges (Fransa)
  • 1994 Joventut Badalona (İspanya)
  • 1995 Real Madrid (İspanya)
  • 1996 Panathinaikos (Yunanistan)
  • 1997 Olympiacos (Yunanistan)
  • 1998 Kinder Bologna (İtalya)
  • 1999 Žalgiris Kaunas (Litvanya
  • 2000 Panathinaikos (Yunanistan)
  • 2001 Kinder Bologna (İtalya)
  • 2001 Maccabi Telaviv (İsrail) Suproleague Şampiyonu
  • 2002 Panathinaikos (Yunanistan)
  • 2003 Barcelona (İspanya)
  • 2004 Maccabi Tel-Aviv (İsrail)
  • 2005 Maccabi Tel-Aviv (İsrail)
  • 2006 CSKA Moscow (Rusya)
  • 2007 Panathinaikos (Yunanistan)
  • 2008 CSKA Moscow (Rusya)
  • 2009 Panathinaikos (Yunanistan)
  • 2010 FC Barcelona (İspanya)
  • 2011 Panathinaikos (Yunanistan)
  • 2012 Olympiacos (Yunanistan)

Deplasman Hakkı Gasp Edildi

Taraftarların en büyük ve doğal hakkı olan tribünlerin gasp edilmesi kabul edilemez.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Recep, Stoch, Kocaman ve müşteri memnuniyeti

Stoch’un numarası dördüncü hakemin elinde kalkınca ben de yerimden kalktım:
-Yahu sahanın en iyisi olan adam çıkarılır mı, diye…
İlk anda “Zaten Aykut Hoca, Fenerbahçe taraftarı nazarında Alex meselesi yüzünden mimli durumda neden böyle bir riskli karar alır” diye düşünüyorum. Ama maçın son bölümünde Kocaman, Mehmet Topal’ı da kenara alınca anlıyorum ki; Hocanın bu maçtaki yenilgiyle işi yok, aklı İBB maçında ve orada kullanacağı- kullanabileceği isimleri daha fazla yormak istemiyor.


***
Stoch’un tepkisi bireysel- duygusal gerekçelerle olumlandırılabilir; hatta taraftarlar Alex meselesiyle başlayan süreç yüzünden Aykut Kocaman’ı da hedef tahtasına koyabilir ancak hiçbir sebep Stoch’un yaptığının yanlış bir hareket olduğu gerçeğini değiştirmez.

Dışarıya yansıyan fotoğraf şu:
1.Stoch mutsuz ve devre arası gitme sinyalleri veriyor.
2.Arkadaşına elini vermemesi kulübe ile olan gerginliği gösteriyor ki alınan başarılı sonuçlara rağmen ekip ruhu henüz oturmamış.
3.Fenerbahçe takımı hala kristalize ve en küçük sorunu bile içinde eritemiyor.

Tablo böyle…
Bu görüntünün sorumlusu da Perşembe günü için Stoch’tur…
Sadece kendisini dinlendirmek isteyen hocasına bu saygısızlığı da mutlaka cezalandırılmalıdır.
***
İlk paragraftaki tespitten hareketle maçın en önemli noktasının Aykut Hoca’nın forma şansı bulamayan isimleri sahaya sürmesiydi.
Ancak onların M.Gladbach maçı performansı kendilerine neden şans verilmediğini de anlattı, bize…
Görünen o ki Egemen dışında bu şansı iyi kullanan olmadı.
Bienvenü gittikçe daha geri düşüyor.
Krasiç kendini gösterme gayretine rağmen ortaya bir şey çıkaramadı.
Mert kalesinde 3 gol görünce yaptığı bir- iki iyi hareketin anlamı kalmadı.
Orhan Şam Fenerbahçe’nin futbolcusu değil.
Aykut’un “oynatamadığım için üzülüyorum” dediği Özgür Çek’in performansı bu ise Kocaman hiç üzülmesin

***

Burada Recep’i ayrı parantezle ele almak gerekir. Genç oyuncunun bilekleri, tekniği ve kendine güvenişi mükemmel. Taraftarlar, hocası, yöneticiler ve takım arkadaşları onun üzerine titriyor.
Ancak sahada göründü ki oyunun kilit noktası olan 10 numara pozisyonu için gerekli güveni takım arkadaşları onda –henüz- bulmuyor. O yüzden pozisyonuna uygun toplarla buluşamadı.
Oysa yerine giren Cristian ve Kuyt oyuna hemen ağırlık koydular akınlara şekil veren isim oldular.
Herkes Recep’in bir an önce oynamas
ını ve harikalar yaratmasını istiyor.
Bir sevimli çocuk-kahraman istiyoruz.
Ama Aykut Hoca haklı beyler…
Recep’ten kahraman değil ama iyi futbolcu olacaksa kısık ateşte pişmeye devam edecek.
Yavaş yavaş…
***

Ve gelelim Aykut Kocaman’a…
Zaman zaman aynı pozisyonda olduğu Fatih Terim ile kıyaslamalar yapıyor…
Medyaya çatıyor…
İyi de yapıyor.
Ama Aykut Hoca şunu anlamalı…
Duygusal, Akdenizli- Doğulu bir toplumuz biz… Aykut Hoca’nın gösterdiği sakin tavırları anlamıyor taraftar, kendinden uzak buluyor. Hele de taraftarın sevgilisi pozisyonundaki Alex krizi ile bu tespit zirve yaptı.
Aykut Hoca, -Caner’in pozisyonunda olduğu gibi; Terim’e tepkisinde olduğu gibi- maçı “Doğulu” yaşamalı. Yoksa yaptığı güzel şeyler çok arka planda kalıyor.
Yıllar önce Özkan Sümer, Bolu’da anlatmıştı. Dobi Hasan 0-0 giden bir maçın 85. dakikasında ceza sahasına girmiş önünde seken top karşısında kaleci; vursa gol atacak ama o tribündeki hanım arkadaşına bakmaya çalışıyor. Sümer çıkmış kulübeden:
-Vursana l.n, topun sibobunu mu arıyorsun?.
Hasan vurmuş gol olmuş.
Türk futbolcusu da taraftarı da bu duygusallıktadır.
O duygusallığın da yaşanması gerekir.
Gruptan çok rahat ve lider çıktı, Fenerbahçe ama sevinebilen yok.
Futbol bir sektör ise;

Fenerbahçe’nin müşterisi taraftarı ise işin başındaki isim “müşteri memnuniyetini” mutlaka düşünmeli…
Yoksa yılların emekleri –Stoch’un hareketi ya da Alex’in tweeti gibi- küçük bir hareketle ağır zarar görüyor.
Fenerbahçe’nin böyle bir lüksü yok